Tasavvuf 1. Ders


Tasavvuf 1. Ders 2017 Kasım

Tasavvufla ilgili soruları cevaplamak üzere böyle bir ders tertib ettik. Realite neyse kabul edip açıklamaya çalışırız inşallah dedik.
Tasavvuf bir derya... Bir tanım yapalim desek ama o kadar cok tanımı var ki bizzat hayatta tasavvufun onların içinden birini çıkarıp söylemek çok zor. Teorik bir tanım zor. Soruları alıp  başlık başlık paylaşalım diye düşündük.
Her hafta tasavvufa dair bir sohbet yapılsın. Panoda sorular duyurulsun inşallah. Çünkü sorular çok sorunlar da çok.

En çok anlayabileceğimiz tanım tasavvufun safa dan gelmesi, temizlenmesi saf hale gelmesi arınması kalbin safaya ermesi anlamı akla ve kalbe en yakın olanı..
Bazıları sûf kökü ile yünle alaka kuruyor.
Bazıları demis ki ilim dali olarak peygamberimiz zamanında yok, evet hiç bir ilim dali yok o zaman. Haydi efendimiz zamanına gidelim beraber. Elhamdülillah biz tefsirde bu ortamı anlamaya çalışıyoruz. Efendimize inen ayeti nasıl algılıyor nasıl yaşıyor kendi payımızca anlamaya çalışıyoruz.
Şunu söylemeliyiz ki bir müslümanın, il-el ebed bir ayağı hep o zamanda olmalı. Ordan bir şey  devşirmeli, biz şimdi burda yaşıyoruz, aradan 1400 sene geçmiş, evet.. Ama biz pınarı kaynağı farkedip oradan hiç ayrilmamamiz lazım.. Nasıl kâbe etrafında tavaf ediyoruz . kalbimiz mekkede medine de atmalı. Bizi o merkezde yaşatacak mekanlara çok ihtiyacımız var. Öyle olacak ki sohbet halkası olarak gittiğimiz yerler tıpkı kabe de oluyormuş gibi ravzadaymis gibi ordan bir akis bir hal olması gerek. Tasavvuf bize bunu ikmal ettirir.
O zamandan bu zamana ilim dalları çoğalmış, tefsir hadis fıkıh açılmıştır sadece tasavvuftur ki hayatın bütününü kapsar. Mesela fıkıh kurallardır okur ezberlersiniz bilirsiniz olur. Kuraldir sonuçta..Akaid de öyledir. Ama tasavvuf yaşarsınız hissedersiniz bir daha yaşarsınız. Sonra bir daha..
Amile ile alime fiilinin birbirinden beslendiği söyleniyor.
اتقو ألله  و  يعلم كم الله
Siz amel edin Allah size bilmediklerinizi öğretir ayetinden yola çıkarak boyle bir yorum yapılıyor ki çok doğru bildikçe yaşamak yaşadıkça bilmektir tasavvuf. Her an bir hal değişir , bir bilgi öğrendiniz hemen yaşamanız gerekir tasavvuf buna çok dikkat eder. Pratik çok önemlidir. Fıkıh için iyi namaz kılmamız lazım diye bir şey yoktur. Ama tasavvuf için böyle değil eğer bir nasib bir rayiha almak istiyorsak o denilen düsturları yaşamamız gerekir.  Yaşadıkça bir adım daha açılır bir bilgiyi daha farkedersiniz. Aslında bu kulluktur . Müslümanliktir.  Iki günü birbirine eşit olmamaktır. Yani canlı bir ilim dalıdır tasavvuf . Her hangi bir ilimle kıyaslayamazsınız butun ilimleri kuşatır. Insanın her yönünü ele alır. Insanın alakalı olduğu ger şeyle ilgilenir. Çünkü derdi insanın nefsidir derdi insanın kalbidir. Insanın nefsinin ve kalbinin girmediği hiç bir alan yoktur bu hayatta. Temelden tutar insanı..
Altın silsileyi okuyoruz . Nakşibendi büyüklerinin hayatlarına bakıyoruz. Kendi el emeklerini yerlerdi. Kendi ziraatlerini yaparlardı.
Tasavvuf ve ziraat başlığı.. bize alakasız görünebilir..
Lokmanın helal olması tasavvufun çok önemsediği bir konudur. Işte namazın kılınması insanın yediği içtiği vaktini nasıl geçirdiği, nasıl uyuduğu her anıyla her şekliyle ilgilenir tasavvuf.
Bir müslümanın efendimiz nasıl yaşadıysa onu bilmesini etli kemikli mücessem bir hale getirir tasavvuf. Hem ruhu hem bedenidir. Önce bunu farkedersek tasavvufu  hayatımızda bir yere oturtabiliriz ınşallah. Böyle bakarak karşılığını bulmaya çalışın şimdiye kadar öğrendiğiniz bilgilerle tasavvufu karşılaştırın.
Farkı nediri bilecegiz.
Kişinin ağzından çıkan sözün farkına varması, uyuma şekli, Allah'ın emri ve efendimizin sünneti olan her şey tasavvufun konusudur.
Çok tanım var ama bugün böyle bir açılım yapalım.  Büyüklerden biri diyor ki herkesin kendine ait bir tanımı vardır, çünkü herkesin Allah ı buluşu başkadır. Her insan bir alemdir, herkesin Allahi  buluş şekli farklı olduğu gibi tasavvuftan nasibi de başkadır. Herkes başka bir ihtiyaçla başka bir şekilde yaşayarak kendi tanımını oluşturur. Biri ;
Tasavvuf ömür boyu süren Bir cenktir diyor, demek bu tarafı onu en çok düşündürmüş.
Tasavvuf Allahın seni senliginde  yok edip kendisiyle tekrar diriltmesidir.
Bu tarif mesela çok zordur , Allah yardım etsin. Ben öleceğim hücre hücre.. Anne karnında nasıl hücre hücre var oluyorsa öyle öyle ölümü ve Allah la tekrar var olmasıdır tasavvuf.. Onun için yeniden doğuş demektir.
Bazen sizlanirken buluyorum kendimi. Tasavvufta fena makamları bitmez. Ölüm makamları. Kolayca anlatılır. Fena fillah beka billah..derler.
Ne kadar güzel değil mi.. içine girince dört fena .. fenanın fenası, fenanın katmanları..Sonra diyorum ki kendime , var olurken farkına varmış miydin? Senin var oluşuna dair ust uste konulan bir sürü tuğla tek tek sökülüyor.
Damarlar konusunda da görmüştük vücudumuzun her hangi bir yerindeki kılcal damar , ne kadar çok yeri etkiliyor . Bir yeri kesince ne kadar çok yeri etkiliyor. Yani varlığın yok olması çok ince ince ve uzun uzun bir hal.. Böyle korkutucu gelmesin, ölüyor muyuz .. Eh evet..
Tasavvuf insanın ölmesidir.
موتو قبل أن تموت
Niyet ettim insani öldürmeye diyen bir ilim tasavvuf. Bunu kendi kendine mi yapıyor tasavvuf ?
Hayır canlarını ve mallarını ALLAH yolunda satanlar diyor Allah... Neden Allah canımı istiyor benden, kurban gibi can vermek ayrı bir şey, insanın varlığının Allah için olmasi ise ayrı bir şey..
Burda bir hikaye var , mesnevide ve burda ara ara değindik . Galiba benim hayatımda en kapsayıcı tanımı bu tasavvufun:
Varlık duvarı:

Deryâ kenarında bir duvar vardı. Duvar yüksekçe olduğu için duvarı aşıp deryâya ulaşmak mümkün değildi. Duvarın üzerinde susuzluktan kavrulmuş dertli biri bulunuyordu. Onu sudan men eden, üzerinde olduğu yüksek duvardı. O kimse ise, duvarın üzerinde suya kavuşmak isteyen bir balık gibi çırpınıp duruyordu.

Birden bire duvarın üzerinden bir tuğla parçasını söküp suyun içine attı. Tuğlanın düşmesi ile suyun sesi bir âb-ı hayat gibi geldi. O suyun sesinin ahengine mest oldu. Susuzluk mihneti çeken bu kimse, su sesinin verdiği safadan dolayı, duvardan tuğlaları koparıp koparıp suya atmaya başladı. Su ona:

“- Ey derviş! Bana böyle tuğla atmaktaki telaşın neden?” diye seslendi.

Susuzluktan yanan derviş cevap verdi ve dedi ki:

“- Ey su! Bu atıştan bana iki fayda vardır. Onun için bu san’attan, yani tuğla atmaktan vazgeçmem. Birinci fayda:

“Su sesini dinlemektir ki o, susamışlara mûsikî nağmeleri gibi gelir.”

“Yine o su sesi, ölüye, sesi ile tekrar diriliş imkanı veren İsrafil -aleyhisselâm-‘ın sûru gibidir.”

“Yine o ses, bahar mevsiminde nisan ayının bereketli yağmurları gibidir. Bağlar ve bahçeler, o semanın gözyaşlarıyla hasret giderir; hayat bulur ve nakışlanır.”

“Yine o ses, yoklukta kıvranan muhtac ve garîbe zekat infak edilmeye bir davet sesidir.”

“Yine o ses, Yemen’den Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘ne gelen nefes-i rahmanî gibidir.”

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Veysel Karanî için:

“Ben Yemen’den gelen nefes-i rahmanî’yi duyuyorum.” buyurmuştur.

“Yine o ses, huzûr-i ilahîden mücrimlere gelen Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘nün şefaat rayihasıdır.”

“Yine o ses, zayıflamış Ya’kûb’ün rûhuna gelen güzel ve latîf Yûsuf’un kokusudur.”

“Yine o ses, Medîne-i Münevvere’deki Kubbe-i Hadra’nın minarelerinden aşıklara akseden bad-ı saba gibidir.”

“Yine o ses, perişan, bîtab ve bîkes Mecnûn’a gelen Leyla’nın huzur meltemidir.”

“Yine o ses, muzdaribe ve yetime gönülde açılan sıcak bir kucaktır.”

İkinci fayda da şudur ki:

Kopardığım her tuğla ile duvar alçalıyor. Ben de o nisbetle ey su, sana yaklaşmış oluyorum.

MESNEVİ:

“Ey şuurlu kimse! Yüksek bir duvardaki tuğlaların azalmasından şüphesiz duvar alçalır.”

“Duvarın alçalması, suya yakınlık hasıl eder. O tuğlaların duvardan ayrılması, vuslat dermanı olur.”

“Allah -celle celâlühû-‘a secde etmek, o yapışık tuğlaları koparmakla olur ki, kurbiyyeti (AIlah’a yakınlığı) mûcib olur. Kur’ân-ı Kerîm’de:

“Secde et ve yaklaş!” Duyurulmuştur. “

“Bu varlık duvarı yüksek bulundukça, bu başı eğmeye, yani secde etmeye manî olur!”

“Bu toprak vücudun arzularından kurtulmadıkça, eğilip ab-ı hayat sahibine secde etmek ve o manevî deryâ suyundan doya doya içmek imkansız olur.”

“Duvarın üstünde kim daha ziyade susamış ise, duvarın taşını ve tuğlasını o daha çabuk koparır.”

“Suyun sesine her kim daha ziyade aşık ise, ona hicab ve mani olan varlık duvarından daha büyük parçalar kopartır.”

“O kimse suyun sesine mest olur. Suyun çıkardığı sesden başka ses işitmez.”

“Ne mutlu o kimseye ki, günlerini ganimet bilir de, borcunu, bir an evvel eda etmeye gayret eder.”

Şeyh Sadî insanı;

“Bir kaç damla kan, bin bir türlü endişe…” diye ta’rif eder.

Hikayede deryâya kavuşmaya set olan duvar, insanın nefsi arzuları ve hakîkate ermeye mani olan Dünyâya ait, bitmez, tükenmez, nihayeti olmayan arzular, hassaten “ben”liktir.

Deryâ ise, ilahî muhabbet ve ma’rifet (Allah’ı bilmek) tir.

Kalbi, ilahî muhabbete teşne insanlar, o deryâya varabilmenin ömür boyu iştiyak ve iştihası içindedirler. O muhabbet ve ma’rifet deryâsından gelen her ses ve nefes, onları sonsuz lezzetlere gark ederek yüksek bir Hakk yolculuğuna hazırlar.

İlahî muhabbetlerle duygulanan insan için bu cihan, idrak ve şuura sunulan bir hikmet aynasıdır, İnsan, maddesi ile değil, mânâsı ile mükerrem olduğu için, kulluğun kemaline rûhunun derinliği kadar erişebilir. Kur’an-ı Kerîm’de tekrim edilen vasıf da budur.

İlahî muhabbet ve uhrevî lezzetlerden mahrum, türlü eğlence ve çılgınlıklarla, hayvanî bir yaşayış ile geçen bir dünya günün hayırlı bir ölüm akşamı getirmeyeceği ma’lümdur. Bu karanlık gecenin mes’ud bir şafağı sökmeyeceği de tabîidir. İlahî ibret sahneleri ve hadiseleri karşısında alık ve abus kalmak, gayesiz erimek, ölümün mechul ızdırapları içinde kaybolmak, insan şeref ve haysiyeti adına ne acıdır!.. Nefsani Dünya hayatının pembelikleri, akıbet solgunluğu; kahkahaları ise, cehennem çatırtıları ile doludur.

Hadis-i Şerifte-

“Sakın ölüler ile oturmayınız!” buyurulur.

Ashab sorar:

“- Ey Allah’ın Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ölüler kimdir?”

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“- Ölüler, Dünyaya dalanlardır…” buyurur.

Bir kimse, ölülerden farkı olmayan gafillerle ihtilat ederse, onlardaki ölüm zehirini farkında olmadan içer. Bu te’sir ile onun kalbi de ölü kalplerden olur.

Tek çare, manevî dirilerle beraber olmak.. 

Varlık duvarı der ki bize , insanın şahsiyetini taş taş ören duvar misali oluşan benlik algısı,
Ben... şunun annesiyim
Ben ... şunun eşiyim
Ben ... şu meslektenim...gibi..
Bütün bu algılar parmaklarınız gibi,kesseniz acır mı, evet acır hem de çok acır..
Mesela kendisinin uzun boylu oluşu ile övünen birisine deseniz ki , senden uzun boylusu var , senden endamlısı var ...
Canını koparmış gibi hisseder. Bir de bunu özellikle yapan insanlar var . Çok soyut bir şey söylüyorsunuz, O da size sen de... diyor, canını koparmaya çalışıyor..
O kadar bütünleştirmis ki nefsiyle canini, sen şu musun deyince, canhıraş en yaralı yerinize saldırıyor, öyle çetin savaşlar var ki nefisler arasında..
Bunu ne için söylüyoruz. O tuğlaları koparmak çok acı verir. Tasavvuf bu tuğlaları koparır  . Onu deryaya kavuşturur. Sonra onu Allah ile ihata eder.
Bunu su kutsi hadisle anlayabiliriz:
Kulum bana en çok farz ibadetlerle yaklaşır. Sonra nafilelerle yaklaştıkça yaklaşır sonunda ben onun tutan eli gören gözü işiten kulağı yürüyen  ayağı olurum. O kulumu severim.
Ben görüyorum değil, O gösteriyor. Ben yürüyorum değil O yürütüyor. Hocamızın dediği gibi ben in üzerine bir kocaman çarpı..
Bu da çok zor.. öğrenmişiz iki buçuk yaşında egosantrik olmayı, her şeye ben diyoruz..
Namaz, oruc sohbet hizmet ... Ben diyoruz...
Ne yapalım ? Hata mi söylendi, O değilim ben değilim , aslinda ...oydu buydu...gibi direnme faaliyetlerini bırakalım.  Hata mi eyvallah.. Nasıl düzeltebilirim, bu yola giren dervisin edebi bu olmalı..

Ayet.. hadis..mesneviden hikâyemizle buralar oturdu diyelim inşallah.
Mürşid kısmı zihinleri meşgul ediyor galiba..
Buraya kadar ki kısim çok güzel çok ulvi uçuran kısmı. Metod geliştirilerek oluşan tarikat meselesine gelince her yerden farklı farklı sesler yükseliyor.
Tasavvuf bir bilim dalı, tarikat da bunun metodolojisidir, mücessem şeklidir.
Tarikatlarda tasavvufta öncelenen şey oncelenir. Yani efendimizin metodu ile insan yetişmesi... Sahabi efendimizi gördü bildi sevdi sohbetinde bulundu. Insan bir insan üzerinden eğitildi.  Herkes O 'ndan hallenerek kendi Allah ini  buldu. Kendi dinini yaşamaya başladı. Tasavvufun en temel gayesi budur. Insanın insan üzerinden eğitilmesi..Kitaplardan tasavvuf  öğrenilmez. Ben tasavvufu çok seviyorum kitap okuyorum diyenler oluyor . Böyle bir felsefe öğrenirsiniz yaşar mısınız size kalmış.
Bir insana nisbetle bir hal öğretir tasavvuf buna da intisab denir. Burada birçok soru çözülür diye düşünüyorum. Intisab bir bağlılıktır, herkes herkese bağlanamaz.  Muhabbet bir gönül işidir. Yani gördüğünüz yerde sizin içinizde bir kıpırdanma yasatmiyorsa o yolun mürşidi orda nasibiniz azdır. Sevdiğiniz müddetçe ilerlersiniz. Muhabbet yoksa akim azalır akim azalırsa siz yürüyemezsiniz.
Burada iki önemli nokta var
Mürşidi kamili bulmak noktasında,
- Şeriat ve sünneti seniyyeye bağlılığını teyid etmek
- Muhabbet duymak
Bazı insanlar bu noktaları rahat oturtuyor . Şimdi insanlar çok, mürşid yanında değil, O zaman şöyle diyebiliriz , sohbet halkası size ne ifade ediyor, gönlünüze değiyor mu, buranın havası ruhunuza iyi geliyor mu , neden kitap okuyorsunuz diyen birinin burda çok nasibi yoktur diyebiliriz. Ama böyle de diyemiyoruz, bana nasibin yok dediler diye üzülüyor. Nasibin yok demek henüz demek, mesele kişi başını döndürecek bir koku hisseder , önüne gelenin ne olduğunu bilemez akıl iptal olur, soramaz. Sevginin olduğu yerde aklî sorgulama olmaz ya da azalır. Sever nedenini bilmez.  Herkes kendini tanımlasin. Sorgulayan insan devam ederken ya kopuyor ya da söylenerek devam ediyor. Ve o söylendikçe ona çarpıyor. Allah yolu da böyle ilginç imtihanlarla çevrili.. Insanın sınavı nerdeyse o yüzüne vuruluyor.  Suyun berrak olduğu yerde nasıl dibi görünürse buraya Allah rızası için gelinen yerdede hatalar kusurlar ortaya çıkıyor. Herkesin çamuru çıkıyor ortaya..
Buraya geldim geleli hayatım alt üst oldu diyenler olmuş.
Olur, belki de Mevlana nin  dediği gibi hayatının altı üstünden hayırlıdır. Ama tabi ki böyle deyip bırakamayız. Konu dertlere gelince üzülüyorum , sitem etmek istiyorum.
Bir mürşidi kamil beğenmişsiniz biri gönlünüze değmiş.
Elinize bir kağıt verilmiş.
Niyet edip bir yola girmişsiniz bir söz vermişsiniz.
Nedir bu kadar söylenme..
Kimse bugün aç kalivereyim demiyor, bugün ise gidemem demiyor , ülkenin bir ucuna rızık diye gidiyor insan da Allah için yatağından kalkıp da iki rekat namaz kılamıyor. Yapamam diye korkuyorum diyor mesela. 60 yaşına gelmiş insan korkuyorum diyor, ne diyelim, oyun mu zannettik Allah yolunu.. Bir hobi olarak mi geliyoruz, diye çok üzülüyorum. Bu sitem tarafı..
Bir de realite tarafı var. Evet zor. Tasavvufun aslında tekkeye girersiniz, şeyhiniz sevdiğiniz kişi size gece dersi gündüz hizmeti verir , odanıza çekilir dersinizi çeker, sabah olunca beraber çorba içersiniz, ilim halkaları kurulur , hemhal olur sulukunuzu bitirir çıkarsınız tasavvufun aslı budur. Aslında bizim yaşadığımız bu hal bütün bunlardan çok başka bir hal. Zaten diyorlar ya hanımdan o olmaz bu olmaz , hanımdan ne olur ben bilemedim.
O zaman nasıl olacak..
Bütün sorular bu minvalde..
Istiyorsaniz durum bu.. istiyorduysaniz emek etmek gerekecek.
Kim isteginde ciddiyetle amel ederse maksuduna erer deniyor. Burdaki önemli nokta ciddiyet.. Gecenin karanlığında teheccüd.. üzerime farz değil, yapmasam cezası yok ama onun icin Allah kuranda geceleri kalkanları övüyor , seçilmiş kabul ediyor.
....
Gecede bir beslenme var onu yakalayın deniyor. Biz en doğal seleksiyonla dökülüyoruz . Gece !
Neyse halim çıksın halim..
Nasıl bir kulluğum var?
Uzerime  farz mı, üzere sınırda mı?
Allah ve rasulüne muhabbetim ne ölçüde?
Dert verince mi ağlayıp yakarıyorum? Acı gidince hali yakarması da gidenlerden miyim?
Önce sahsiyetimi ve istegimi onume koyup saglam karar vereceğim.
Tasavvuf her ne kadar gönül işi olsa da çok sağlam kurallarla örülüdür. Şeyhler disipline alırlar müridi. Oturacağı yer yiyeceği yemek saat dakika bellidir. Bunların hepsi bir askeri disiplin gibi yaşanır ve çok önemlidir. Çünkü sevginin olduğu yerde haşyet de vardir.
Biz kıyam dururken Allahi hem çok sevmemiz hem çok korkmamız gerekir.
Tasavvuf yoluna mürşidin meşrebine göre farklılıklar olabilir. Ama muhabbete dayalı bir disiplin işidir tasavvuf.  Nakşibendi hazretlerinin 11 kuralı mesela,
Vukufi zamani
Vukufi adedi
Vukufu kalbi
Huş der dem
Nazar ber kadem
Sefer der vatan
Halvet der encümen
Yad gerd
Baz geşt
Nigah daşt
Yad daşt
Gözlerin ayak ucunda olması, her nefeste Allah ı zikir, her adımda Allah a gitmek bunları bir kural olarak koyar önümüze tasavvuf. Hem de yüzyıllar önce..  siz önemserseniz Allah da sizi önemser, zikir bu kadar mı dendi , bu kadar, böyle mi denildi böyle..
Mürşid ve rabıta konusunda sıkıntılar var görünüyor.  Sıkıntı sistemde değil yanlış uygulamada. Bir de bizim zamanımızdaki yanlış algılardan kaynaklanıyor. Biz birini sevdik .Kim için Allah için! Görünce içimizin yağları eriyor diyelim , yine kim için Allah.. beraber bir Allah hissiyatı muhakkak..
Daha iyi anlamak için söyle düşünelim, fiziken çok yakın olduğumuz biri aynı evde yaşıyoruz diyelim, ya da çok yakın yan sandalyede oturuyor biri , kalbi yakınlık yoksa alış veriş cüz ı dir. Kalp efendi olduğu için, beden yapışık bile olsa kalbin açıklığı oranında nasib alınır. Inikas vardır ama kalp oraniyla..
Ben kiminle berabersem ondan beslenirim. Kiminle beslenmek isteriz?
Şah damarımızdan yakın olanla..
Kisiyle kalbi arasina girenle ..
Ben yakinim diyenle...
Allah ınız ve ona döneceğiz.
ALLAH CC ile...
Peki neden beslenemiyoruz, neden adam gibi namaz kılamıyoruz, neden tekbirimiz her şeyi önemsiz bırakmıyor, işte tasavvuf Allah cc ı en üste ekber makamına koyarak , ardından efendimizde insan şahsiyetinde Allahı bilmeyi öğretir, ardından da efendimizi görmeyen bizlere bir şahıs bir mürşidi kamil nezdinde Allaha yakinlastirmayi hedefler . Son hedef değildir kesinlikle. Aracıdır. Efendimiz de bir aracıdır. O aracıyı kaç kişi geçer onu bilmiyoruz.
Neyi düşünüyorsanız onlasirsiniz. Parayı düşünen insan robotiklesir. Sürekli efendimizle olduğunu düşünen insan düşünün, kalbini ona bağlayan..
Mesela insanın en büyük verici yeri alnıdır , rabitada orayı düşünün denirdi , özel alanlarda bu tavsiyeler verilirdi. Şimdi algılamalar yanlış olmasın diye hepsinden vazgeçtik, örttük. Sonra araştırmacılar bulurlar biz de evet bizde de bu vardı,korkmuştuk şirk demistik der açarız  , malesef böyle..
Bize öğretilen rabıta, efendimiz oturuyor yanında ebubekir sıddık sadatı kiram en sonda bizim zamanımızda intisab ettiğimiz şeyhimiz oturuyor biz de ondan besleniyoruz.
Gecenin karanlığında , nefsimize rağmen Allah ve resulü ile sahabe ile buluşuyoruz diyoruz... buralar ve tersi.. acı...
Aynur teyze üniversite öğrencilerine anlatırken kuzum dersimize Allah giriyor efendimiz giriyor, çok sağlam bir zincirden seçilmiş sadat i kiram dersimize giriyor. Çok önemli bu ders derdi. Silsileye zincire sağlam yapışırsak efendimize yapışmış oluruz.  Nasıl kalkılmaz gece...
Hanımlar sohbetinde ağlardı.. pazarları biliyorsunuz nerde ne ucuz biliyorsunuz da her gece bedava Allah la buluşacaksınız ne diye kalkmıyor sunuz kuzum bedava der ağlardı. Kendi gördüğünü biz de görelim diye...
Evet.. realitelerimiz.. hevalarla dolu kalbimiz..dunyayla sarhoş halimizle uğraşacağız. Çoğu insanın gözüne bakınca öyle çok istek heva var ki kalbine ulaşamıyoruz. Günahlar istekler arzular hayaller den kendimize ulaşamıyoruz.
Zulumatun bagduha fevka bagd
Durum ortaya çıkınca kendimize bir reçete belirleriz belki. Derste not tutuyoruz ya bu soru çıkar diye önem veriyoruz, kocaman kitaplar okuyoruz ya... Bu sorular kesin çıkacak...
Kullugumuz üzerine dertlenelim bir tutalım kalktık kalkamadık çektik çekemedik kıldık kılamadık hiç olmazsa ağlayalım. Ama Allah bana tesbihimi sormayacak Allah derseniz bu da son dönemecim  olsun , soracak mi sormayacak ! Amma tesbihi sağlam tutarsanız namazınız sağlam olur.
Bütün hayatın en büyük çıktısı namaz..
Sohbete gelemeyen bir çeşit çocuk iş kendim yapıyorum kocam okuyor diyenler var , peki diyorsunuz sonra bir zaman geçiyor  nasılsın diyorsunuz sabah namazları kaçmaya başlamış.  Ilk alınan sabah namazı..
Bu bir katman gibi.. Namaz tek zırh olursa ilk darbede o gidiyor. Bazısının da namazı var kıldığını zannediyor, ama ruh kaçmış. Sohbeti var dersi var seyru sulûku bitirmiş Allahi bulmuş mu , bulmuş muyuz ? Aşk çoktan terk etmis bizi..
Hiç bir türlü kacis yok..

ALLAH bizi zulumatlarda bırakmasın. Nuruna çıkarsın.
Hak yolculuğu kitabı
Tasavvuf  kitabı
Irfan sohbetleri
Kitapları muhakkak okunsun inşallah.  Bir yola girdiysek yol alanlardan olalım. (Ezan)
Selamun aleyküm..
Sessizce namaza duralım
Neden sessiz... Allah affetsin bazen kendimi sadat i kiram gelmiş de buyrun siz burdasınız biz dünyamıza dönüyoruz der gibi hissediyorum .
Başımıza kuş konmuş gibi..
Ölmüşüz  de hasrolmus gibi..
ALLAH nasib etsin...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tasavvuf 2. Ders

Lokma

Egitimciye notlar...